İNANMANIN İNANILMAZ HAFİFLİĞİ
İmanın hafifliğine dair...
Herhangi bir coğrafyada, herhangi bir inanç kaidesine bağlı olanlar yahut kısaca “inanıyorum” diyenler, kendilerinden başka bir varlığı, bir aşkın gücü kabul etmeleri bakımından “teklik” mefhumunu üstlenmekten azad olurlar. İnanmak insanın öncelikle kendisinden başka bir varlığa hayatında yer vermesi eylemidir. Kendisinden daha aşkın bir gücün varlığını kabul eden kişi, yaratılış sisteminde üst kademede bir yaratıcının olduğuna inanınca, her şeyi bilmek sorumluluğundan sıyrılır. Bilmemeyi kabul edebilmektir bu.
Bunu, bir Tanrı var ederek kişinin tüm sorumluluğu üstünden atması olarak yorumlayanlar olacaktır. Tanrı’nın hiçbir talepte bulunmadığı inançlarda belki bu böylece yorumlanabilir. Halbuki kâinat sistemine sözü geçen ve yarattıklarıyla iletişimini sürdüren Tanrı için bu, yanlış bir eleştiri olacaktır.
Burada Tanrı’nın yaratmakla tüm yükü yaratılana yüklemediği sonucu çıkarılabilir. İnanmayanlar içinse Tanrı’nın yarattığı büyük boşluğu kişi kendisi doldurmaya azmedecek ve belki de inanmak iddiasında bulunanların aksine tabiatına ağır sorumluluklar yüklenecektir. Doğumundan itibaren inançla hiç karşılaşmamış bir insanın, Tanrı’ya dair bir boşluk hissedip hissetmeyeceği hususu İbrahim Peygamber’in hayatındaki meşhur hadiseyle örneklendirilebilir.
Babasının ve çevresinin inandığı putlar, onun delikanlı gururunu kırmaktadır. Çünkü insanı aşan ve dilekte bulunacağı varlık buysa insan nerede konumlandırılacaktır. Böylece bir güç arayışına girer İbrahim. Güneşe, Ay’a bakması, o günün şartlarında çözülemez birer sır olan gökyüzünden etkilenmesine rağmen batmaları sebebiyle onların sınırlı olduğunu fark etmesi ve onlara Tanrı Profili olarak inanmaması çok dikkat çekicidir. Böylelikle insan zihnindeki yücelik kavramının, kavranabilir ve ölçülebilirden çok ileride olduğunu daha o günlerde görüyoruz. İbrahim Peygamber’in semavi dinlerin ve milletlerin atası olarak anılması, bu arayışın ortak olduğu düşüncesine varmaktadır. Bu arayış evresindeki metaforları gözlemleyecek olursak; var olan putları yadırgama ve parçalama evresi ilk evredir. Bu, kişinin zihnindeki tabuları ve putlaşmış düşünceleri yıkmasıdır diyebiliriz. Sonra derin bir etrafına bakınma ve acaba silsilesi, doğruyu arama durumu başlamaktadır. Bu, kafası karışık olanın yavaş yavaş neyi araması gerektiğini fark ettiği evredir. Gökyüzüne ve cisimlere baktığı kısım, kişinin bulduğunu zannetme ve aradığının bu olmadığı fark etme evreleridir. Ve nihayet bulmak.
Bulmak, İbrahim Peygamberin hayatındaki hadise üzerinden okunduğunda bize şu sonucu vermektedir: “Tanrı’nın büyüklüğü karşısında insan küçüklüğünü keşfetmiştir. Ama insanı var eden ve insanın dua edeceği varlığın böylesine yüce olması, onu şereflendirmektedir.” Genç İbrahim’in putlara bakarak yüzünü buruşturmasını görüyor gibiyim...
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!