ÖLENE KADAR YAŞAMAK
NOBLESSE OBLIGE
İdealist bir ebeveyne sahip olan çocuklar bilirler ki, görevleri, diğer çocuklara kıyasla daha meşakkatlidir. Aileleri onlardan özgün başarılar bekler. Nedir başarı? Ben, sayılardan berî olan bir başarıyı inceliyorum. Bulunduğu yeri ışıklandıran, yanındakileri yücelten bir başarı. Annem hiçbir zaman sınavlarda birinci olmamı istemedi benden. Fakat söylemem gerekir ki ayağım takılıp düşsem kızardı. Kendimi yanlış ve eksik ifade etsem yüzü asılırdı, hayal kırıklığına uğrardı.
Annem idealist bir insan. Fakat klasik ideal tanımından ileri, amacı insanlığa çığır açacak evlatlar yetiştirmektir: “İnsanlığa örnek olacak bir insan modeli geliştirmek…” Tarihte liderlerin, mütefekkirlerin çocuklarının babalarından/annelerinden farklı ve tam tersine karakterler taşıyabildikleri görülmüştür. Hatta ebeveyninin başarısını taşıyamayarak aşırı derecede başarısız olmuş örnekler de mevcut.
Annem çocukluğumdan beri öğretmenlerime, dedelerime, tarihime, medeniyetime ve kültürüme borçlu olduğumu, bu ülkenin beni yetiştireceğini fakat gün geldiğinde benim onun imdadına koşacağımı öğütledi hep. Çok ilginçtir ki annemin, dedemin ve alanında uzman kişilerin benden beklenti içine girmeleri hiçbir zaman bende bir ağırlık yapmadı ve çalışmaktan usandırmadı. Aksine bulunduğum durum ne olursa olsun memnun olmaya ve neşeli bir insan olmaya başlamıştım. “Doğduğun gibi sıradan ölmeyeceksin” minvalinde yazılar yazıyor, o kutlu ölümsüzlüğü arıyordum.
Böylece hayatımda başarı bir kısır döngü halini aldı ve hiç beklemediğim insanlar bile benden ülke ve düşünce sahası adına beklentilerini dile getirmeye başladılar. Henüz elle tutulur bir başarı örneği olmamasına rağmen herkes beni büyük kürsülerden konuşuyormuşum gibi dinlemeye ve söylediklerime değer vermeye başlamıştı. Sadece iyiliği talep etmek bile beni kendi hayatımda saygın bir konuma getirmişti.
Zamanla anladım ki “çığır açmak fikri” henüz bir fikirken bile ulaşılması zor bir mertebeymiş. Oysa annem, çok bilmiş küçük bir çocukken bana, bu ülke için çalışanlardan olma liyakatini aşılamıştı. Bugün görüyorum ki o aşı ruhumda tutmuş, bir fidanı dallanıp budaklandırmaya heveslendirmiş, toprağa şeref vermek için yarışan meyvelerden kılmış.
Yüce ideallerin çocuklara ağır geleceğini söylemek yavan kalıyor şimdi. Çünkü insan zihni, çocuk henüz yemeğini dökerek yerken bile sapasağlam ve işlenmeye açık bir tarla gibi. Suyun su olduğunu öğrettiğimiz çocuklarımıza, insanın insan oluşunu anlatmaktan geri durmamak lazım. Sanılanın aksine insan, çocukken soyut düşünceye daha açık. Şayet insan henüz ufakken düşünmeyi öğrenebilirse, hayatını daha kaliteli geçirecek, ilk gençliğini hatta orta yaşlarını anlamsızlıkların tespiti ve anlam arayışına yönelişiyle geçirmeyecektir.
20 yaşında olmamla düşünce dünyamı bağdaştıramayan insanlar olabiliyor. “Annem beni böyle yetiştirdi” dediğimde bir gruba mensup olarak özel yetiştirildiğimi düşünenler bile oldu. Halbuki bu vatanın her evladı özel yetiştirilmiş birer zihne sahip, geleneklerinin olgunlaştırdığı birer genç olarak, yaşlanmayı beklemeden güzel işler başarmalıdır. Bir gruba mensup olmaksızın, insan ülkesine bekçilik yapabilmelidir. Ulu Çalap bu topraklara o can suyunu vermiş. Yeter ki insan toprağından beslenmeyi istesin…
Bu yazıyı yazmamın sebebi esasen, tüm bu söylediklerimi, yaşadıklarımı açıklayan bir mefhumla karşılaşmış olmam… Bugün “Bütün Yönleriyle Hitabet” isimli bir eseri okumaya başladım. Bu kitap dedemin kütüphanesinden, Nejat Muallimoğlu’nun yazmış olduğu ve dedemin 11 kez okuduğu bir eser. Okunmaya değer olduğunu bilerek bu kitaba başladım. Bu yazının ortaya çıkışı, orada karşılaştığım bir kavramla olmuştur: “Noblesse Oblige” Bu, bir cemiyetin asil insanlarının, imtiyazlı insanlarının, bir cemiyetin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi merdivenlerinde yükselmiş insanlarının içinde yaşadıkları cemiyete büyük borçları, büyük sorumlulukları olduğunu anlatır.” İlerleyen satırda da bu kavram geliştirilerek şöyle bir ifade kullanılıyor: “Noblisse Oblige” hissine sahip insanlar, öldükleri zaman dünyayı bulduklarından biraz daha iyi bırakan insanlardır.”
“Geldiğimiz gibi bırakmamalıyız bu dünyayı”
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Kurgan: Esnaf İçin Kurtuluş mu, İdam Urganı mı?
Görüntüle →